Rejim böyle, peki ya muhalefet? – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

47

Siyasal İslamın AKP rejiminin liderliğinin, dinci entelijansiyanın, kafalarındaki hayalleri gerçek sandıklarını birçok kez vurgulamıştım. Geçen haftaki yazımda da bu “gerçeklik” sorununun, ülkenin jeopolitik sermayesini nasıl tükettiğini örneklemiştim. Rejim böyle, peki ya muhalefet, özellikle ana muhalefet partisinin liderliği?

Bu soruya cevap vermeye çalışmadan önce “1 Mayıs” kutlamalarını önlemeye çalışan polisin baskısına, orantısız şiddet uygulamalarına kararlı biçimde direnen gençleri, geleceğin işçi sınıfını, sol entelijansiyanın katkılarını kutlamak istiyorum. 1 Mayıs geleneğini bu yıl da yaşattılar. Gerçekten de yazının devamındaki saptamaların da göstereceği gibi, gelecek bu gençlerin elinde; bugünkü siyasi “liderlerin” değil!

Bazı şeyler “askıda”

KRT TV’de Zafer Arapkirli arkadaşımızın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelttiği, eski bir deyişle adeta “siyasi gerçekleri sergileyen” sorular ve aldığı cevaplar son derece öğreticiydi. Kabul etmek gerekir ki Kılıçdaroğlu, Rejim’in biçimine ilişkin çok yerinde tespitler yapıyordu: “Türkiye’de demokrasi askıya alınmıştır, anayasa askıya alınmıştır, hak ve özgürlükler askıya alınmıştır.” … “bizim ülkemizde demokrasi yok!” 

Gerçekten de geçen hafta, yurttaşların cep telefonuyla çekim yapmasını yasaklayan bir genelge yayımlandı. Çok açık ki Rejim, artık sınır tanımayan, ölçüsü kaçmış, çoğu kez yasal zeminden yoksun polis şiddetini halkın gözünden gizlemeyi amaçlıyordu. “Tam kapanma” başlarken alkollü içki satışı, Rejim’in bir yerinde birileri gereksiz gördüğü için keyfi biçimde yasaklanmaya çalışıldı. Yasak, tarikatları, Hizbullah ve benzer çevreleri sevindirdi ama esnaf öfkeyle söylenmeye, halk direnmeye başladı ve kadük oldu.

“İşi içki yasağı veya başka bir yasaktan değil, doğrudan doğruya esnaf açısından” gördüğünü söyleyen Kılıçdaroğlu’na göre “Özel hayatın gizliliği esastır. Bu sadece bir içki olayı da değildir. Kişinin özel yaşamıyla ilgili, devlet müdahale edemez”. Sonra ekledi: “Hangisine uydular ki buna uysunlar.” Kılıçdaroğlu, “Bütün bunlara rağmen hiç kimsenin umutsuz olmasını istemem. Nasıl olsa bütün bunların tamamı değişecek” diyor.

Şimdi, “Rejim böyle peki ya muhalefet, özellikle ana muhalefet partisinin liderliği” sorusuna cevap vermeye çalışabiliriz. Demokrasi askıya alınmış, hak ve özgürlükler cepheden saldırı altında, yasaklar ve baskılar keyfileşmiş, polis şiddeti artık halktan saklanması gereken bir düzeye ulaşmış. Bunlara Rejim’in cevapsız bıraktığı sorunları anımsatan “128”, “diploma nerde” gibi pankartları polisin gelip indirmesini, muhalefetin “üç maymunları” (görme, duyma, söyleme) oynamaya zorlanmasını da ekleyelim.

Kısacası, Kılıçdaroğlu’nun deyişiyle “Ülkede demokrasi yok!” Peki, ne var? 

Demokrasi yoksa, seçimler nasıl olacak? “Nasıl olsa bütün bunların tamamı değişecek” iddiasının dayanağı nedir?

Kılıçdaroğlu, olup biteni tekrarlıyor; doğru, demokrasinin askıya alındığı, yasaların keyfileştiği, polis şiddetinin orantısız düzeylere yükseldiğini saptıyor. Ancak çözüm olarak hiçbir program, eylem, önlem önerisi yok. Diğer taraftan, kamuoyu yoklamaları istikrarlı biçimde Rejim’in partisi AKP’nin seçmen tabanının (büyük olasılıkla, siyasal İslamın örgütlü, kararlı ve de silahlı tabanına doğru) daralmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu sırada muhalefet kanadı yeni partilerle parçalanmaya devam ediyor. Ana muhalefet partisinin oyu yüzde 20’lerin üzerine çıkamıyor.

Böyle olunca da insan düşünmeden edemiyor: Muhalefet, bir taraftan ülkede demokrasi yok diyor, diğer taraftan seçimler yapılacak bunlar gidecek havasında. Öyleyse iki olasılık söz konusu:

Birincisi: Burada birbirini dışlayan iki önermenin ikisinin de aynı anda doğru olduğuna inanmak gibi bir “bilişsel uyumsuzluk” (cognitive dissonance) durumu var.

İkincisi, “Nasıl olsa bütün bunların tamamı değişecek” iddiası aslında Rejim’in bekasını güvence altına alan bir destekleyici fantezidir.

Her iki durumda da muhalefet, bu haliyle başarısız kalmaya mahkûmdur. Tekrar tekrar vurgulamak isterim: “Durum”, bu haliyle umutsuzdur! Umut tacirliği gerçekleri halktan saklıyor, rejimin ekmeğine yağ sürüyor. Öyleyse önce, umutlu olmaya izin verecek “yeni bir durum” yaratmaya çalışmak gerekiyor.

Kaynak: Cumhuriyet