LEVENT GÜLTEKİNE SALDIRI VE NE YAPMALI? – EÖC

253

Liberal muhalif gazeteci ve politikacı Levent Gültekin MHP’li faşistlerin saldırısına uğradı. Herkesin bildiği gibi bu saldırı tekil bir saldırı değil. HDP’li Ahmet Türk’e saldırıyla başlayan, ancak son bir kaç yıldır artık sistematik olarak sürdürülen bir faşist terör kampanyası söz konusu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, TİP’li milletvekili Barış Atay’a ve pek çok ilerici, demokratik, liberal ve muhafazakar muhalife, gazeteciye yönelik saldırılar sistematik olarak sürüyor.

Saldırıların kaynağı ve failleri de açık; AKP-MHP faşist rejimi tarafından örgütlenen ve silahlandırılan faşist milisler. SADAT, Osmanlı Ocakları ve daha pek çok isimle örgütlenen milisler ve tabii, her zamanki gibi MHP’li, Ülkü Ocaklı faşist güruhlar. Sivil faşist milisler elbette kendi başlarına hareket etmiyorlar. Kentlerin en kalabalık meydanlarında, caddelerinde insanlara saldırma cüretine kendiliğinden sahip değiller. Her zaman olduğu gibi, devletin resmi kolluk güçlerinden, polisten, MİT’ten, kontrgerilladan her türlü desteği alıyorlar. Cezasızlık yoluyla “adalet” sistemi tarafından kollanıyorlar. Yani aslında saldırıların ön yüzünde bu sivil faşist çeteler olsa da, arka planda devletin bütün şiddet aygıtları duruyor. Bu saldırıları MHP ve AKP’nin yöneticileri doğrudan yönlendiriyor. Bakırköy meydanı gibi, İstanbul’un en kalabalık ve en çok polis bulunan meydanında 25 kişilik bir faşist güruhun hiç bir müdahale olmadan Levent Gültekin’e saldırabilmesinin arkasında böylesi büyük şebeke bulunuyor.

Amaç da ortada, seçilmiş muhalif insanlara yönelik bu saldırılar yoluyla işçilerin, emekçilerin, bir bütün olarak halkın yükselen mücadelesine, büyüyen isyan dinamiklerine faşist terör yoluyla gözdağı vermek, korkutmak, fiziki imha tehdidi altına alıp sınırlamak. Çokça kullanılan söylemle, “biz bu oyunu daha önce de gördük.” 1960’lı yılların sonlarından itibaren, ama özellikle 1970’li yıllarda MHP’li faşistler yoluyla yükselen devrimci mücadele dinamikleri ağır bir faşist terörle bastırılmaya çalışılmıştı. Her gün bir kaç devrimci ve demokratın katledildiği, Maraş, Çorum ve benzeri katliamlarda yüzlerce insanımızın katledildiğini gördük.

Sivil faşist milis ve çeteler yoluyla terör kampanyasının son yıllarda giderek hız kazanması, esas olarak mahkemeler, polis, jitem vb. yoluyla yürütülen faşist terörün artık halkın mücadelesini durdurma konusunda yetersiz hale gelmesidir. Tam da bu nokta da, faşist terör çeteleri sokağa, muhalif kesimlerin üzerine sürülüyor. Bu durum sürmekte olan demokratik ve sosyalist mücadele açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Artık sivil faşist terörle mücadele, yani sokakta an be an yaşanacak çatışmalı süreçler devrimcilerin ve tüm halkın gündemine net biçimde girmiş bulunuyor.

İlerci, demokratik, devrimci sosyalist ve genel olarak muhalif güçler bu noktada ne çaresizdir, ne de deneyimsizdir. 1970’li yıllarda çok daha yoğun ve kanlı saldırılara rağmen, sivil faşist çeteleri ve onların yanındaki/arkasındaki kontrgerilla güçlerini güçlü bir öz savunma geliştirerek yenmeyi başarmış bir tarihimiz var. Bu tarih içinde pek çok hatayı da barındırmasına rağmen, bugün de yol göstericidir. Faşist terörü, hele ki onun sokağa yansıyan sivil faşist saldırıları püskürtmenin yegane yolu öz savunmadır. Bu faşist çetelerin AKP-MHP’yle bağından sürekli dem vurmak vb. asla işe yaramayacaktır. Bu çetelerin bu saldırıları neden, niçin, nasıl ve kimin talimatıyla yaptığı apaçık ortadadır. Hitlerin SS’leri, Tayyip’in SADAT’ı ve Osmanlı Ocakları, Bahçeli’nin Ülkü Ocakları; hepsi ama hepsi aynı soydandır ve onları sadece kınayarak, teşhir ederek durduramayız.

Lafı dolandırmadan yeniden net biçimde ifade etmek gerekiyor; meşru savunma tam da bu günler için gereklidir. Faşist çetelerin sokaklarımızı, meydanlarımızı, kentlerimizi, kasabalarımızı, mahallelerimizi işgal altına almasına, faşist terör saldırıları düzenlemesine asla izin vermemeliyiz. Bir yandan, meşru barışçıl mücadele araçlarımızla, yani medya yoluyla, sokak gösterileri yoluyla, grevlerle, direnişlerle mücadelemizi büyütürken, diğer yandan faşist terör çetelerine karşı meşru öz savunmamızı hem bireysel düzeyde, hem de devrimci, demokratik, ilerci güçler olarak kurumsal düzeylerde bulunduğumuz her alanda geliştirme zorunluluğu açık ve net biçimde ortadadır.

Örgütsüz demokratik ve ilerci güçlerde faşistlerin geliştireceği saldırı ve katliamlara karşı bulundukları alanda, hiç kimseyi beklemeden kendi inisiyatifleriyle meşru öz savunmalarını örgütlenmek zorunluluğuyla karşı karşıyadır.

Sivil faşist çeteleri daha önce de yendik, yine yenebiliriz. Yeter ki, meşru öz savunmamızı örgütleyelim ve karşı koyuşu geliştirelim.

FAŞİST TERÖRE KARŞI HALKIN ÖZ SAVUNMASI!

FAŞİZM YENİLECEK HALK KAZANACAK!

EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ