Garê operasyonu ve psikolojik harekât – Kemal Erdem (sendika.org)

110

Gerici bir siyasetin koşullandırdığı komplocu bir politik tarz ve bu politik tarzın kaçınılmaz sonucu olarak da psikolojik savaşın unsurları olan psikolojik harekât ve operasyonlar zinciri ile karşı karşıyayız

Kemal Erdem

Birkaç gün önce TSK’nin Irak’ın PKK kontrolündeki Garê bölgesine yapmış olduğu operasyon sonucunda, PKK tarafından yıllardır alıkonulan 13 asker, polis ve istihbaratçı, 3 de operasyona katılan asker yaşamını yitirdi. Elbette bir de PKK tarafındaki kayıplar var ama bunların sayısını şimdilik net olarak bilmiyoruz.

Bu operasyonun sonuçları kamuoyunda etraflıca konuşulmakta ve analiz edilmektedir. Gerçeklerin özgür ve açıkça konuşulmasını engelleyen durum ise devletin baskıcı ve bütün demokratik hakları ortadan kaldıran faşizan yapısıdır. Gerçekler düşünce ve ifade özgürlüğü temelinde açıkça konuşulsa, olayın çok daha farklı bir yüzünün ortaya çıkacağı ve olayın gerçekleşen yapısı ile kamuoyuna sunulan yapısı arasında ne kadar büyük bir farkın olduğu, kısacası aslında anlatılanların gerçeklerin tam tersi olduğu açıkça görülecektir.

Garê operasyonu, AKP rejiminin her zaman yapmış olduğu gibi, spesifik hedefler doğrultusunda topluma karşı düzenlemiş olduğu psikolojik bir harekattır. Zaten AKP yeni rejim inşasını ve bu inşanın temel kilometre taşlarını, psikolojik savaş temelinde yürütmüş olduğu psikolojik harekât ve operasyonlar üzerine oturtmuştur. Psikolojik savaşı AKP’nin “politik genetik kodlar”ından ayıramayız. AKP gerici ve toplumun genelinin kabul etmediği bir toplumsal yapı inşa etmeye çalışırken bu inşayı ise toplumun genelinin rızasını alarak yapamadığı için, komplolara başvurmakta ve bu komplolar da psikolojik savaşı gerekli kılmaktadır. Gerici bir siyasetin koşullandırdığı komplocu bir politik tarz ve bu politik tarzın kaçınılmaz sonucu olarak da psikolojik savaşın unsurları olan psikolojik harekât ve operasyonlar zinciri ile karşı karşıyayız.

Hedef neydi?

Bu noktada bir soru sorarak analizimizi derinleştirmeye çalışalım: Gerçekten AKP’nin Garê operasyonunu ile hedeflediği neydi?

Bu operasyonun iç içe geçmiş olan ve birinin diğerini etkilediği ya da koşullandırdığı ve ikisinin birlikteliğinden Türk iç politikasının göbeğine yani Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasındaki politik dengenin sarsılmasına kadar uzanan bir hedefler ve amaçlar silsilesi bulunmaktadır. AKP’nin şu an stratejik önceliği gelecek seçimleri kazanarak meşruluk krizine düşmemek ve bu temelde çok riskli politik yönelimlere girmemektir. Gelecek seçimlerin kazanılması, bütün AKP siyasetinin ana ekseni olduğu için, bütün politik ve askeri adımlar da bu hedefe göre belirlenmektedir. Gelecek seçimlerde Cumhur İttifakı’nın kazanmasının tek yolu ise, Millet İttifakı’nın dağıtılmasından geçmektedir. Bu ittifakın dağıtılması ise CHP ile İyi Parti’nin birbirinden kopartılmasından geçmektedir. İyi Parti’nin milliyetçiliği, Millet İttifakı’nın yumuşak karnı olarak belirlenmiş ve bu yumuşak karın üzerinden HDP ile cepheleşmesi sağlanarak Millet İttifakı’nın politik dengesi bozulmak istenmektedir. Sadece Garê operasyonu değil ama başka “politik operasyonlar” da (yeni Anayasa tartışması, İyi Parti’nin Cumhur İttifakı’na davet edilmesi, İyi Parti’nin de dahil olduğu muhafazakarların gelecek seçimlere üçüncü bir ittifak olarak girmesinin sağlanması vs.) Millet İttifakı’nın dengesinin bozularak, gelecek seçimlerin kazanılması için devreye sokulmuştur.

AKP rejiminin Garê operasyonu ile hedeflemiş olduğu iki askeri hedefi bulunmaktaydı ki bu ikisinin birlikteliği iç politikadaki psikolojik hareketin etkisi için elzemdi. Tek başına biri yeterli olmayacaktı. Bu iki askeri hedeften biri PKK’nin lider kadrosunda bulunan bir kişinin özellikle yoğun bombardıman ile öldürülmesi, diğeri de bu bombardıman sırasında ölecek askerlerin sorumluluğunun da PKK üzerine atılmasıydı.

Garê bölgesini ve PKK’yi az çok tanıyanlar, bu alanda Murat Karayılan ile Duran Kalkan’ın bulunduğunu bilirler. Zaten bu iki lider, ABD’nin tasfiye edilecekler listesinde bulunmaktadır. Erdoğan’ın operasyondan birkaç gün önce açıklayacağı müjde, askerlerin kurtarılması değil ama muhtemelen bu iki liderden birisinin ya da ikisinin birden öldürüleceği müjdesiydi. Askerlerin yoğun bombardıman sonucu ölmesiyle yine bu iki liderden birisinin ya da ikisinin öldürülmesinin çakışmasının Türk iç siyasetindeki etkileri AKP tarafından nasıl tasarlanmıştı?

Şimdi de kısaca bunu analiz edelim.

PKK’nin lider kadrosuna vurulacak darbe, AKP’ye psikolojik üstünlük verecek, özellikle ekonomik krizden dolayı eriyen tabanını durduracak, seçmen tabanında bir kısmi genişlemeye yol açacaktı. Aynı zamanda bu lider kadronun öldürülmesi, yoğun bombardıman sonucu ölecek olan askerlerin gerçek ölüm nedeninin gizlenmesine de yarayarak, iç politikada “lider kadronun öldürülmesi karşılığında bu askerlerin PKK tarafından infaz edildiği” propagandasına da yarayacaktı. İşte askeri alandaki bu durum iç politikada, HDP’nin politik olarak sıkıştırılmasına ama özellikle İyi Parti’nin CHP’den uzaklaştırılmasına bağlanacaktı. Böyle bir askeri kurgu, iç politikada AKP’nin yaratmış olduğu bir politik rampa gibi işlev görerek, bazı politik güçlerin kendisine doğru yuvarlanmasının zemini haline gelecekti. Eğer bu askeri operasyon başarılı olsaydı yani bir lider kadro öldürülseydi, toplum galeyana getirilerek ölen askerlerin faturası HDP’ye kesilerek, onun üzerindeki baskı dayanılmaz bir şekilde arttırılacaktı. Amaç HDP’yi kapatmak değil ama kapatmaktan beter ederek, oy oranının yüzde onun altına düşmesini sağlamaktır. PKK’nin lider kadrosundan birisinin öldürülememesi bütün bu planları bozmuş ama özellikle de İyi Parti’ye atılmak istenen çengeli sekteye uğratmıştır. Zaten Garê operasyonunun asıl politik hedefinin İyi Parti olduğunu Meral Akşener anlamıştır.

Nereye gidiyoruz?

Türk iç politikasında olaylar giderek 7 Haziran-1 Kasım 2015 arası döneme benzemeye başlamaktadır. 7 Haziran seçimlerine giderken Erdoğan tek başına hükümet olamayacağını anladığında, seçimlerden hemen önce Dolmabahçe Mutabakatı’nı kaldırıp atarak savaş tamtamlarını çalmaya başladı ve direk halka hitap ederek “400 milletvekilini verin bu iş huzur içinde çözülsün” dedi. Seçimlerde iş huzur içinde çözülmeyince de ülke içsavaş ortamına sürüklendi. Şimdi de seçimler yaklaştıkça iç siyaset bu tür olaylara gebe gibi görünmektedir. Eğer Erdoğan Millet İttifakı’nın dengesini bozamaz ise daha önce yazmış olduğum iki makaledeki (Bkz: AKP ve MHP, AKP muhalefete MHP üzerinden komplo mu hazırlıyor?) senaryonun gerçeğe dönüşme ihtimali yüksektir.

Son dönemlerde AKP’nin oy oranının düşmesi, bazı kesimlerde yanlış beklenti ve anlayışlara yolaçmış durumdadır. Erdoğan’ın seçimleri kaybedince gideceği (Trump bile ABD gibi bir ülkede gitmek istemedi!) ve yenilgisinin yakın olduğu yanılsaması vardır. Bu kesimlerin anlamadığı çok önemli bir gerçek bulunmaktadır: Erdoğan politik olarak zayıflayabilir ama askeri olarak hiç olmadığı kadar güçlü hale gelmiştir! Bu üzerinden atlanacak basit bir sorun değildir. Bu güçten dolayı da Anayasa’ya uymamakta ve kimse de onu caydıramamaktadır. Millet İttifakı’nın dengesi seçimlere kadar bozulmaz ise, ülkeyi neyin beklediğini herkes yaşayıp görecek ve bugünkü özgürlük kırıntıları da yok olacaktır.

PKK, yanılgılar, gerçekler

Garê operasyonu karşısında bazı gazetecilerin tutumunu da ele alalım. Özellikle ulusalcı kesime yakın olan bu gazeteciler, hemen devletin yaptığı açıklamayı esas alıp PKK’nin askerleri infaz ettiği haberini kabul edip, açıktan tutum almayı seçtiler. İşin ilginç tarafı bu yazarlar bu tutumu bilerek yapmaktadır, yani olayların farklı bir yanı olduğu halde, devletin resmî açıklamasına göre tutum almayı bilinçli bir tercih olarak yapmaktadırlar. Başka olaylarda işin bütün içeriğini didik didik eden bazı gazetecilerin, bu gibi olaylarda nedense sorgulama anlayışları yok olmaktadır. Bu gazetecilerin çok ciddi bir etik sorunlarının olduğu açıktır.

Uzun zamandır PKK üzerinde çalışan ve bu örgüt üzerine araştırmalar yapan ve de bu örgüt üzerine bir kitabı olan (PKK ve Ortadoğu Devrimi) bir yazar olarak, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, PKK alıkoyduğu askerleri kurşuna dizme amacıyla elde tutacak bir örgüt değildir. PKK özellikle emperyalist ülkelerin terör listesinden çıkmak için uzun yıllardır dikkatli hareket etmektedir ve Cenevre Sözleşmesi’nin hayati öneminin farkındadır. PKK’nin gerilla savaşı, bölge komutanlarının geniş insiyatifine dayanır ve bu komutanlar da sürekli olarak bu noktalarda ideolojik eğitimden geçirilir ve bu tür amatör hatalar yapmayacak kadar eğitimli kadrolardır.

Bu makaleyi başka bir makalenin konusu olduğu için bir noktaya da kısaca değinerek bitirmek istiyorum. Garê operasyonunda ABD’nin Türkiye’ye istihbarat sağlamış olma olasılığı yüksektir. KDP’nin son dönemde Türkiye ile birlikte PKK’ye karşı mevzi alması, ABD’nin KDP’yi cesaretlendirmesi olmadan mümkün değildir. ABD uzun zamandır PKK’ye, örgütün PKK kısmını tasfiye ederek PYD içinde erimelerini dayatmaktadır. Türkiye’nin KDP ile birlikte PKK’ye darbe vurması, Rojava’nın PKK’den kopartılması için de zorunludur. Bundan dolayı son Garê operasyonunda ABD’nin de parmağının olması muhtemeldir. Ama PKK savaş tecrübesinden dolayı, şimdilik bu tür nokta operasyonları savuşturabilmektedir ama zaman ne gösterir bilinmez. Çünkü PKK’nin uyguladığı politikanın da çok büyük açmazları bulunmaktadır ve bu açmazların savaş alanına olumsuz olarak er ya da geç yansıması ve de askeri sorunlara neden olması kaçınılmazdır.

Kaynak: https://sendika.org/2021/02/gare-operasyonu-ve-psikolojik-harekat-609046/