Filistin’in Erdoğan’dan bir beklentisi yok – A. Ergin Demirhan (anf)

50

El Aksa’da “biz buradayız sen neredesin Erdoğan” sloganı atan Filistinlilerin Erdoğan’dan bir beklentisi yok diyen Ali Ergin Demirhan, tüm bu hamlelerin içeride sıkışan AKP’nin kendi militan tabanına yönelik olduğunu söylüyor.

İsrail- Filistin arasında başlayan çatışma yaklaşık 10 günün ardından geçtiğimiz günlerde ateşkes ile sonuçlandı. Fakat İsrail polisinin saldırısı, Netanyahu’nun ‘karşılık veririz’ açıklamaları bu ateşkesin bıçak sırtında olduğuna işaret ediyor. Öte yandan Türkiye’de ise dikkati çeken bir durum vardı. 2009’da Erdoğan’ın İsrail’e “one minute” çıkışı onu bir dönem İslam dünyasında “lider” konumuna ve bu yönde beklentilere yükseltti. İslam dünyasında Erdoğan bu karşılığı bir süre korudu. Fakat sonraki süreçte Erdoğan bu çıkışı, İsrail ile olan ilişkileri yüzünden özellikle de Mavi Marmara’da davasının üstünü kapatmasıyla kaybetti. Fakat Türkiye’de özellikle İslamcı ve AKP tabanında Erdoğan’ın kendi söylemlerinde de Filistin görünürlüğünü kaybetmedi. Özellikle de bu çatışmalarla birlikte İHH ülkede covid-19 kapsamındaki tam kapanmaya rağmen geniş bir yürüyüş düzenledi. Erdoğan ise ülke liderlerini arayarak Filistin için çağrılar yapmaya devam etti. Peki Erdoğan’ın bu çabaları kaybettiği o sempatiyi geri kazanmak için miydi? Bu soruyu yönelttiğimiz Sendika.org’dan gazeteci Ali Ergin Demirhan’a göre bu hamleler, içeride sıkışan Erdoğan’ın kendi militan tabanına ilişkin çabaları. Zira Filistinlilerin El Aksa’da “biz buradayız sen neredesin Erdoğan” sözlerinden de anlaşıldığı üzere İsrail karşıtı direnişin Erdoğan’dan bir beklentisi yok.

Filistin-İsrail çatışmalarının yeniden başlamasıyla Erdoğan’ın birçok ülkeyle teması İsrail’i kınamalarını gördük. Hatta İHH tam kapanmada bir yürüyüş düzenledi. Erdoğan özellikle “one minute” sözü ile İslam dünyasının lideri söylemlerinin olduğu yılları yaşadı. Fakat o “bir dakika”dan sonra Orta Doğu’da değişen birçok şey oldu. Peki, Erdoğan’ın şimdiki açıklamalarında o sempatiyi yeniden elde etme çabası var mı?

Ben bu söylemlerin ve de eylemlerin Filistin’le ilgili olduğunu düşünmüyorum. Filistin’de de Erdoğan’a yönelik El Aksa’da yapılan o protestoda “biz buradayız sen neredesin Erdoğan” sloganları atıldı. Gerçi Anadolu Ajansı bunu “Erdoğan’ın adı geçiyor” diye verdi ama tam tersi bir eleştiri sloganaydı bu. Filistin’in Erdoğan’dan bir şey beklemediği söylenebilir. Evet, o coğrafyada “one minute” sözünden başlayarak Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini sınırlandırdığı zamana kadar Erdoğan’ın bir karşılığı vardı. İslamcılar, sekülerler ve hatta kendini Marksist-Leninist olarak tanımlayan Lübnan Komünist Partisi’nden FHKC’ye ve Filistin kamplarına kadar bir sempati olduğuna hatta ben birebir de şahidim.

Belki biraz da hatırlamak açısından sorarsak ne değişti Erdoğan açısından ya da niye değişti?

Mavi Marmara davasının kapatılıp İsrail ile normalleşme sürecine girilmesi hatta bu sürece girerken imzalanan metnin altında, İsrail’in kendi başkentini Kudüs olarak yazmasının bile görmezden gelinmesi ve o belgede bir şekilde bunun kabullenilmesi; sınırlı bir tazminatla İHH’yı bile hayal kırıklığına uğratıp “bana mı sordunuz giderken” tavrı. Dahası Erdoğan’ın artık Mavi Marmara’yı sahiplenmekten vazgeçmesi hatta suçlar bir pozisyona gelmesi işleri değiştirmeye başladı. Zaten şunu herkes biliyordu İsrail’le Türkiye’nin askeri ve ekonomik anlaşmaları AKP döneminde tırmandı. Sonuçta bu işgal aygıtı ne ile besleniyor, sizin onunla kurduğunuz olağan ilişkilerle. İsrail de normal bir devlet değil. Ayrıca bu ilişkiler sadece diplomatik değil, kültürel, askeri birçok alanda ilişkilerinizi sürdürdüğünüz sürece onu, işgal altındaki Filistinliler karşısında desteklemiş ve beslemiş oluyorsunuz.

Misal 2015’te Diyanet İşleri Başkanlığı umre turlarına Kudüs’ü de ekledi fakat bunu gidip İsrail ile anlaşarak yaptı. Filistinliler bunu biliyor, Doğu Kudüs’teki Filistinli firmalar değil, İsrail’deki firmalarla anlaşarak yaptı bunu. Türkiye BDS bunu teşhir etti ve diyanet ile AKP medyası Türkiye’deki Filistinlileri hedef gösterdi. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler basit pragmatist bir politika ile açıklanabilecek durumda değil. Filistin mücadelesinin uluslararası alandaki en tanınmış gönüllerinden biri, karikatürist Carlos Latuff’un birçok çizimi var bu durumu anlatan: Erdoğan’ın Filistinliler için ağlarken kalbi İsrail için atıyor. Bunları herkes biliyor. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum Erdoğan, Filistinliler için bir anlam ifade etmiyor artık hatta Filistin’in Müslüman Kardeşlerinden olan Hamas için bile bir karşılığı yok.

Bunu Erdoğan da biliyor o zaman, peki yapılan eylemler ve destek açıklamaları ya da eski pozisyonundaymış gibi davranma sebebi sizce nedir?

Tam kapanma döneminde İHH’nın bu eylemlerini değerlendirecek eğer bunların Orta Doğu için değil, tamamen Türkiye’nin iç politikasına yönelik olduğunu ortaya koyarak konuşmamız lazım öncelikle. Bunu Erdoğan’ın içine girdiği kriz ortamında, kendi militan tabanına seslenmesinin bir yolu olarak görmek gerekiyor. Hatta bu durum marttan beri devam eden, kendi militan tabanını harekete geçirecek, sadece basitçe seçim yatırımı değil, o kesimi hareketlendiren hamlelerin devamı. HDP’ye açılan kapatılma davası, Gergerlioğlu’nun hedef gösterilmesi vs. bu bahsettiğim militan tabana seslenen şeyler. Herkesin elinin ayağının tutulduğu yerde İslamcı kesimlerin, bakın Filistin davasına destek veren herkesin değil, sadece İslamcı kesimlerin Filistin gerekçesiyle sokağa çıkarılması bir bahane. Dediğim gibi Erdoğan bu kadar sıkışmış durumdayken kendine bu tür gündemler lazım. Bu durum yarın bir Kürt savaşı için de olabilir. Böyle gündemlere ihtiyacı var yoksa Ortadoğu’da bu sorunu çözecek Mısır, Suudi Arabistan ve Suriye varken şu haliyle Türkiye’ye bir pay düşmez.

Tamamen etkisiz yani orada da…

Bu durumda evet. Ha şunu da eklemek lazım payına bir şey düşmez dedim ama payına şu düşer, savaş sürecinde İslami bir örgüt çıkıp ki bunu yaptılar “biz elektriksizken İsrail’e elektrik sağlayan Türkiye’nin Zorlu grubuna bağlı santrali vurduk” der. Zorlu bunu yalanladı fakat “biz Filistinli kardeşlerimizi destekleyen yatırımlar yaptık” demelerine rağmen aslında İsrail’i ve bu işgali besleyen yatırımlar yapıldığını Filistinliler biliyor.

Peki bu çatışma süreci her ne kadar ateşkes olsa da ki Netanyahu’nun açıklamaları ve İsrail polisinin saldırıları da ortada, bölgenin geleceği hakkında ne söylüyor?

İkili devlet seçeneğinin yani Oslo sürecinin ortadan kaldırılmasından sonra Kudüs İsrail’in başkentiyken, etnik temizlik sürüyorken sadece geçici bir ateşkesten bahsedilebilir. İsrail yerleşim politikalarından mı ya da Kudüs’ü başkenti yapmaktan mı vazgeçti? Hayır. Şu an içinde bulunduğumuz şey yeni bir çatışma süreci. Şöyle de bir şey var çok eşitsiz bir savaş evet, 1000 tane Filistinli öldü, 5 tane İsrailli; ama Filistinlilerin zafer açıklamalarına “bu mu zafer” tarzında eleştiriler geldi. Fakat şunu da gözden kaçırmamak lazım Filistin bugüne kadar İsrail’in geçilmez denen o savunma sistemini geçti. Bu durum Lübnan’da Hizbullahla gerçekleşen, 33 gün Savaşı’ndan sonra İsrail karşıtı direnişin elde ettiği önemli askeri başarılardan biri. Ve bunlar sadece Gazze’den atılan füzeler, öte yanda Güney Lübnan’da yüzlerce füzesi olduğunu söyleyen bir Hizbullah var. Eğer İran, Suriye, Lübnan ve Filistin ekseninde bir direnişten bahsediyorsak bu toplam diyor ki “Sen artık dokunulmaz değilsin, ben seni vurabilirim.”

Şu açık ki Filistin sorunu artık ayrı bir devlet kurularak çözülebilecek bir durum değil. Ama hep bahsedilen İsrail’in yıkılıp tek ve ortak bir Arap -Yahudi devletinin kurulması lazım çok zor da olsa. Artık Filistin direnişinin önüne alması gereken bir durum bu. Çünkü başka çözüm yok. Zaten hem Amerika’nın hem İsrail’e normalleşen Körfez Arap ülkelerinin hem de İsrail’in tutumu Oslo’yu bitirdi. Başka bir süreç başlamalı. Zaten ateşkes yapılsa da bu 10 gündür yaşananlar yeni bir çatışma sürecinin de bir nevi ön gösterimiydi bana kalırsa.

Kaynak: anfturkce.com