AKP FAŞİZMİNİN BELEDİYE DARBESİNİ DE HALKLARIN BİRLEŞİK MÜCADELESİYLE YENECEĞİZ!

514

Emekçi halklarımız!

Çöküş sürecine giren AKP faşizmi iktidarını sürdürebilmek için halklarımızın iradesine karşı saldırılarını sürdürüyor. Diyarbakır, Van ve Mardin’de oldukça eşitsiz koşullara rağmen yüzde 63’lere varan ezici halk desteğini sağlamış belediye eşbaşkanları görevden alınarak yerlerine AKP faşist rejiminin kuklası kayyumlar atandı.

Elbette bu Kürt illeri için yeni bir şey değil. Daha birkaç yıl öncede bölgede hepsi halkın ezici çoğunluğunun desteğiyle seçilmiş neredeyse tüm belediye başkanları görevden alındı, tutuklandı ve yerlerine kayyum atandı. Kayyumların ahlaksızca, yolsuz ve hırsız icraatlarını, 31 Mart’ta halkın desteğini alan yeni belediye başkanları seçildiğinde apaçık gördük…

Bütün bunlar neyi gösteriyor?

Çok açık biçimde 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana, AKP faşizmi en eşitsiz koşullarda yapılan seçimlerde bile kazanamıyor. Oyları çalıyorlar, muhalefeti en ağır baskılarla sindirmeye çalışıyorlar ama kazanamıyorlar. Fetöcülerin yerine ittifak kurdukları faşist MHP ve Orduya hakim olan kontrgerilla klikleri de kazanmalarını sağlayamıyor.

Ve Türkiyede kapitalist sistem siyaseti 7 Haziran 2015’den bu yana artık her yıl çeşitli biçimlerde tekrarlanan DARBELERLE yürüyor. Eskiden söylenen 10 yılda bir darbe sözü artık tarih olmuştur. Artık çapı ve niteliği farklı farklı yıllık, aylık darbe girişimleri yada darbelerle karşı karşıyayız. 7 Haziran seçimlerinden sonra, 15 Temmuz darbesi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hırsızlık yoluyla halkın iradesinin gaspedilemesi darbesi, Kürt kentlerindeki tüm belediye başkanlıklarının gaspedilmesi darbesi, İstanbul seçimlerinde seçilmiş başkanın hakkının gaspedilerek yeni bir seçim yoluyla belediye başkanlığının gasp edilmesine dönük darbe girişimi ve çeşitli Kürt kentlerinde seçilmiş belediye başkanlıklarının çeşitli gerekçelerle gasp edilmesi ve şimdi yeniden Kürt kentlerindeki belediyelerin gaspedilmesi darbesi…

Liste uzatılabilir, ama gerçek şudur; Dar anlamıyla kullanırsak meşru olarak seçilmiş yöneticilerin zor yoluyla görevden alınması anlamında AKP faşizmi tam anlamıyla bir DARBE REJİMİNE dönüşmüştür.

Bu darbeler serisi giderek artacaktır… Çünkü AKP faşist rejimi ve onun başı RTE çaresizdir. Ülkeyi ekonomik, sosyal ve siyasal bir çöküşe götürmüştür. Bu tablonun sonucunda mutlak çoğunluğu sağlayabileceği halk desteğini uzun zamandır yitirmiştir. Kendisini iktidara getiren emperyalist efendileriyle ve Türkiye oligarşisiyle ciddi çelişkiler yaşamaya başlamıştır ve Amerikadan Rusyaya yeni efendi arayışları içindedir. Fakat sonuç alamamaktadır. AKP batmaktadır ve batarken parçalanmaktadır. Halk muhalefeti tüm baskılara rağmen gerilememekte, kimi zaman geri çekilmeler yaşasa da esasen büyümekte ve daha net bir karşıt karakter kazanmaktadır.

Bu ülke tablosu içinde AKP faşist rejimin başı RTE şunları apaçık görmektedir:

– AKP faşist rejiminin Türkiyenin ekonomik, siyasal ve kültürel olarak yaşadığı çöküşe ilişkin herhangi bir çıkış politikası ve gücü kalmamıştır.

– Muhalefet giderek büyümekte ve AKP’nin tek meşruiyet zemini olarak ifade ettiği “seçimlerle oluşan milli irade” artık muhalefetten yana işlemektedir.

– Başta Suriye ve bölge politikası olmak üzere, AKP faşizminin tüm dış politikası, “yeni Osmanlı” hayalleri Ortadoğunun savaş bataklığına gömülüp, tamamen iflas etmiştir. Ve bir çıkış üretememektir.

– Demokratik bir sorun olan Kürt sorununu barışçıl bir biçimde kısmen de olsa çözmeye yönelmenin AKP’nin kurduğu faşist rejime bir faydası olmadığını görmüştür. Kürt hareketinin AKP rejimine yandaş olması bir yana, esas olarak coğrafyamızdaki demokratik muhalefetin en güçlü bileşeni olduğu ortaya çıkmıştır. Ve AKP faşizmi kendisine o an faydası olmayan herşeye düşmandır.

AKP faşizmi kendisinin ve herkesin gördüğü bu gerçeklerden hareketle en kestirme ve kolay yolu seçmektedir; Kürtlerin demokratik güçlerine saldırmak…

AKP faşist rejiminin bundan muradı en kestirme yoldan;

birincisi, gündemin baş sırasına yerleşmiş olan ve tüm halklarımızın, 82 milyonun tümünü birleştiren yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik, ekonomik kriz gündemini ve diğer çöküş gündemlerini karartmaya çalışmaktadır.

ikincisi, ırkçı-milliyetçi söylemlerle Kürt düşmanlığını yeniden gündemleştirerek bir yandan kitlesini harekete geçirmeye çalışmaktadır. Bir yandan da, Kürt düşmanlığı gibi kolayca etki gösteren gündemler yoluyla kendi kitlesini etrafında birleştirerek içindeki bölünmenin etkisini azaltmaya ve geciktirmeye çalışmaktadır.

üçüncüsü ve belki de en önemlisi demokratik haklar mücadelesi etrafında AKP’ye karşı ortak hareket eden tüm muhalefet güçlerini bölmeye çalışmaktadır. Kürtlere karşı düşmanlık, askeri operasyon ve saldırı söz konusu olduğunda CHP, İYİP vd muhalefet partilerinin, AKP’nin arkasında nasıl dizildiklerini, nasıl destek sunduklarını biliyoruz. AKP faşizmi, tüm Türkiye toplumuna yayılmaya çalışılan ve epeyce yol katetmiş olan Kürt düşmanı ırkçı-milliyetçi tutumlara, politikalara güvenmektedir. Bu yoldan muhalefeti bölerek, kendisine yeniden politik ve toplumsal alan açmaya çalışmaktadır. Bölünmüş ve istikrarsızlaşmış bir muhalefetin olası bir erken seçimde başarı kazanmayacağını düşünmektedir.

dördüncüsü, AKP faşist rejimi gasp ettiği belediyeler yoluyla rant alanları yaratıp, o bölgelerdeki toplumsal tabanını korumaya çalışıyor.

Kısacası, Türkiyenin kanını emen bir avuç parababasının oluşturduğu oligarşinin kurduğu AKP faşist rejimi, özgürlük ve insanca yaşam mücadelesini, muhalefeti bölebilecek en berbat zehirin Kürt düşmanlığı temelinde ırkçı-milliyetçilik olduğunun farkındadır. Ve Kürt hareketine, üstelik en meşru zeminlerde bile saldırmaktadır. AKP faşist rejimi buradan bir “ZAFER” kazanmak, ırkçı-milliyetçilikle zehirlenmiş kesimleri daha güçlü biçimde yanına çekmek, muhalefeti kendi arkasında sıralamak istemektedir. Bunu öncelikle Kuzey Süriye/Rojava’ya saldırarak yapmak istedi. Ancak hesapları, emperyalistlerin hesaplarıyla çakışmadığında, korkuyla çark etti. Şimdi daha 4 buçuk ay önce göreve başlamış belediye eş başkanlarını görevden alarak, ırkçı-milliyetçi saldırılarını, planlarını devreye sokuyorlar… Yeni bir darbeyle savaşa, ırkçılığa, yağmaya, hırsızlığa, yolsuzluğa yeni bir yol açıyorlar.

AKP faşist rejiminin belediyelere yönelik saldırıları sadece Kürt illeriyle sınırlı kalmayacaktır. Başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere kaybettikleri tüm belediyeleri benzer biçimde gasp etme planlarını çoktan yaptıklarından emin olabiliriz. Bu sadece uygun zamanlama meselesidir…

Kardeşler,

AKP faşist rejimi arkasına aldığı ordu, polis, yargı sermaye ve din tüccarı “din adamları” vd’leriyle artık aşağı doğru eğik düzleme, çöküş düzlemine girmiştir. Fakat öyle kolayca da gitmeyeceklerdir. Kurdukları sömürü, yolsuzluk ve zulüm çarklarıyla sadece hükümet değiller, devlettirler, devletin ta kendisidirler. Ve asla kolayca ve güzellikle gitmeyecekler… Saldıracaklar, yıkacaklar, soyacaklar, ömürlerini uzatmaya çalışacaklar. Seçimler ise onlar için artık sadece her türlü hileyle de olsa kazandıklarında anlamı olan bir tür oyuna dönüşmüştür. Kazanamadıklarında ise 7 Haziran 2015 seçimlerinde, 31 Mart İstanbul seçimlerinde, belediye başkanlarının görevden alınmasında, milletvekillerinin hapishanelere doldurulmasında gördüğümüz üzere seçim sandığını tekleyip devirmekteler… Mücadelenin asıl sahası yakın süreçte Gezi Direnişinden bu yana gördüğümüz üzere halkın sokaktaki, işyerlerindeki, okullardaki fiili direniş sahasıdır.

Diyarbakır, Van, Mardin için sokağa çıkalım, çıkanları destekleyelim. “Kürtlerdir Oh olsun” diyen AKP faşist rejimine destek vermiş olur. Böylesi bir yaklaşım Geziden, Kazdağlarına kadar olan birleşik direnişi yıkmak anlamına gelir…

Bugün Diyarbakır, Van ve Mardin’i desteklemeyen, yarın İstanbul, Ankara ve İzmir’i kaybeder… Muhalefet olarak çeşitliliğimiz, farklılıklarımızla bir aradayız. Bunu koruyalım… AKP faşizminin saldırılarını nasıl Kazdağlarındaki çevre ve insanca yaşam mücadelesinde birlikte göğüslüyorsak, Diyarbakır, Van ve Mardin’deki saldırısını da birlikte göğüslemeliyiz.

Adım adım apaçık biçimde görüyoruz ki; AKP faşist rejimini ortadan kaldırmanın, özgür ve insanca bir yaşam, ülke ve dünya kurmanın yolu ancak devrimle mümkün… Bütün sömürücülerin, bütün faşist ve gericilerin ortadan kaldırıldığı ve özgürlük, dayanışma ve komünün egemen olduğu bir ülke ve dünya uzağımızda değil. Bu umut, bu düşünce ve eylem her geçen gün daha çok mayalanıyor. Her geçen gün seçimler veya kapitalizm içinde herhangi bir yolun çözüm olmadığını daha açık biçimde görüyoruz. Bu bilinçle Diyarbakırla, Vanla, Mardinle omuz omuza mücadelemizi büyütelim!..

DİYARBAKIR, VAN VE MARDİNİ KORUYAMAYAN, İSTANBUL, ANKARA VE İZMİRİ KORUYAMAZ!..

AKP FAŞİZMİNE KARŞI OMUZ OMUZA DİYARBAKIR, VAN VE MARDİNLE DAYANIŞMAYI BÜYÜTELİM!..

FAŞİZM YENİLECEK, HALK KAZANACAK!

TEK YOL DEVRİM!

20 Ağustos 2019

EMEK VE ÖZGÜRLÜK CEPHESİ

SOSYALIST BARIKAT